Portal Türkiye Selçuklu Devleti Kültür ve Uygarlığı

Hoşgeldiniz <3

DevOtağ, çeşitli Android cihazlar için birtakım geliştirmeler paylaşılan bir geliştirici platformudur. Üye olun ve içeriklerden faydalanın!

Şimdi, Bir Dakikada Kayıt Olun!
Messages
67
Likes
44
Location
Mersin
#1

DEVLET YÖNETİMİ VE ORDU


Anadolu’da hâkimiyet kuran Türkiye Selçuklu Devleti, eski Türk devlet gelenekleri ve özellikle de Büyük Selçuklu Devleti’nin idari yapısını örnek aldı. Türkiye Selçuklularında devletin başında Selçuklu ailesinden gelen bir “sultan” bulunurdu. Sultan unvanı yanında hükümdarlar “Keyhüsrev, Keykavus, Keykubat” gibi farsça unvanlar da kullanılırdı. Hükümdarın görevi halkın mutluluk ve refahını sağlamak, ülkeyi adaletli bir şekilde yönetmek ve orduyu komuta etmekti. Türkiye Selçuklularında devlet hükümdar ailesinin ortak malı olarak kabul edilir ve Şehzadeler arasında paylaştırılırdı. Türkiye Selçuklu Devletinde devlet işleri “Divan-ı Saltanat”ta (Büyük Divan) görüşülürdü. Her türlü konu Divan’da değerlendirilerek karara bağlanılırdı.



Hükümdarın çocuklarına “Şehzade” denir; şehzadeler devlet tecrübesi kazanmaları amacıyla küçük yaşlarda vilayetlere gönderilirdi. Şehzadelerin yanına “Atabey” denilen tecrübeli devlet adamları verilirdi.

Türkiye Selçuklu Devletinde merkezi yönetimin dışında ülke idari yönden eyaletlere ayrılmıştır. Eyaletlerin başında “Emir” denilen askeri vali bulunurdu. Önemli eyaletlere Şehzadeler “Melik” unvanı ile atanırlardı. Şehirlerin güvenliğinden “Subaşılar” sorumluydu. Bizans ve Ermeni sınır bölgeleri ise “Uç Beyleri” yönetirdi. Uç beyleri sınırları korumanın yanında, düşman ülkelere akınlar düzenler, Sultan ile sefere çıkarlardı.

Türkiye Selçuklu Devleti, Ordu teşkilatlanmasında da Büyük Selçuklu Devletini örnek almıştı. Ordu genel olarak 5 bölümden oluşuyordu, Bunlar;

  • Hassa Askerleri; Hükümdarın Sürekli Yanında Bulunan Askerlerdir. Üç Ayda bir Devletten Maaş Alırlardı.
  • Sipahiler (İkta Askerleri); Tamamen Türklerden Oluşan Askerlerdir. Maaş Yerine, İkta (Dirlik) denilen Tımarları Alan Sipahiler Genelde Atlı Birliklerdi. Savaş zamanı İkta sahibi ile birlikte orduya katılırlardı.
  • Türkmenler; uç bölgelerde her an savaşa hazır durumda bulunan birliklerdi.
  • Devlete Bağlı Beylik Askerleri; İhtiyaç duyulduğu zaman savaşa davet edilirlerdi.
  • Donanma; Deniz savaşlarına katılırlardı. Donanma komutanlarına “Reis’ül-bahr” denirdi.
SOSYAL HAYAT
Malazgirt Savaşı’ndan sonra, Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusuSüleyman Şah5000 çadır halkı ile Anadolu’ya geldi. İznik’i fethedip başkent yaptı. Ancak Haçlı Seferleri yüzünden Türk nüfusu Anadolu içlerine doğru çekilmek zorunda kaldı. Anadolu’nun bu çalkantılı yapısı 1176 yılına kadar sürdü.Miryokefalonzaferi sonucu Türklerin Anadolu’da ki varlığı sağlamlaştı. Bu tarihten sonra başkent Konya olmak üzere, Aksaray, Sivas, Erzurum, Kastamonu, Sinop, Alanya ve Antalya gibi şehirlerde imar faaliyetleri başladı. Şehirler onarıldı. Hanlar Hamamlar Kervansaraylar, Kümbetler, Camiiler, Medreseler yapılarak Anadolu“bayındır”hale getirildi. Fethedilen bölgelere Türkmenler iskân edilerek Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma süreci hızlandı. Şehirlerde kısa sürede ticaret gelişti, Tarımsal üretim arttı. Diğer yandan Türkiye Selçuklularının adil ve hoşgörülü politika sayesinde Anadolu’da ki Ermeniler, Rumlar, Gürcüler ve diğer Gayrimüslim topluluklar rahat ve huzurlu yaşadılar.

Türkiye Selçuklularında sosyal tabakalaşma yoktu. Devletin resmi tasnifine göre halk 3 gruba ayrıldı:
Şehirliler: Askerler, devlet memurları, ilmiye sınıfı, esnaf, zanaatkârlar ve şehir halkından oluşurdu. Askerler ve devlet memurları şehirde güvenlikten ve devlet işlerinden sorumlu olup hizmet karşılığı maaş alırdı. İlmiye sınıfı eğitimle, esnaf ve zanaatkârlar ticaretle uğraşırdı. Esnaflar Ahilik teşkilatına bağlığıydı.


Köylüler: Köylerin başında köy kethüdası bulunurdu köylüler, tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı.

Konar-Göçerler: Genelde hayvancılıkla uğraşırlardı. Kendilerine ait yaylak ve kışlakları vardı. Devlet Konar-Göçerleri uç bölgelere iskân ederek onların yerleşik hayata geçmesine ön ayak olurdu.


EKONOMİK HAYAT
Türkiye Selçukluları, ekonomik hayatın en önemli unsurlarından biri olan tarıma büyük önem verdiler. Tarıma uygun yerlerde su kanalları yaptırarak zirai ürünlerin artışını sağlamaya çalıştılar. İkta sistemini daha da işlevsel hale getirerek ülke genelinde yaygınlaştırdılar.


Din ve ırk farkı gözetmeksizin çiftçilere gübre ve tohum yardımında bulundular. Ayrıca hayvancılıkla uğraşanların, imal ettikleri hayvan ürünlerini deri ve deriden mamul edilen maddeleri değerlendirmelerini sağladılar. Bu ürünlerin yurt dışına ihracat edilmesini sağladılar.

Türkiye Selçuklu devletinin kurulduğu Anadolu, Ticaret yollarının işlek olduğu bir bölgeydi. Anadolu’dan geçen “İpek Yolu” bölgede Ticareti canlı tuttuğu gibi Anadolu’ya komşu olan devletlerin de ticaret hayatlarında etkiliydi.

Türkiye Selçukluları Sinop, Samsun, Alanya, Antalya gibi önemli liman şehirlerine sahip olunca deniz ticaretine büyük önem verdiler. Müslüman ve yabancı tüccarların emniyet içerisinde seyahat etmeleri ve ticaretlerini rahat etmeleri için çeşitli önlemler aldılar. Tüccarlara her türlü gümrük kolaylığı sağladılar. Ticaret yollarının güzergâhlarının üzerine kervansaraylar inşa ettiler kervansaraylarla kervansaraylara gelen misafirlerin ihtiyaçlarını ücretsiz karşıladılar. Ayrıca kervanları zarar gören tüccarların zararlarını karşılamaya yönelik bir çeşit sigortacılık sistemi geliştirdiler. Yine şehir merkezlerinde çarşı ve pazarlara yakın yerlere han veya kapalı çarşılar kurarak esnaf ve tüccarlara kolaylık sağladılar.

Türkiye Selçukluları döneminde sanayi; dokuma, dericilik, demircilik ve bakırcılık alanlarında gelişme gösterdi. El tezgâhlarında her türlü kumaş ve kilim üretilirdi. Konya, Sivas, Kayseri, Malatya, Erzincan başlıca sanayi merkezleriydi. İhtiyaç fazlası ürünler, gerek kara yolu gerekse deniz yoluyla birçok ülkeye ihraç edilirdi. Diyarbakır ve Sivas’ta bakır madenleri, Kütahya’da gümüş madenleri çıkarıldı. Askerlerin silah ihtiyacını karşılamak için demircilik zanaatıyla uğraşan birçok zanaatkâr bulunurdu. Erzurum ve Sivas gibi merkezlerde çeşitli silahlar üretilirdi.

[/COLOR]



BİLİM HAYATI
Türkiye Selçuklu Hükümdarları bilimsel faaliyetlerin gelişmesine öncülük ederek bilim insanlarına destek verdiler. Nizamiye medreselerindeki eğitim geleneğini Anadolu’ya taşıdılar önemli şehir merkezlerine medreseler, kütüphaneler kurularak bilim insanları için gerekli ortamı yarattılar.

Bu medreselerde dini eğitimin yanında tıp, matematik, astronomi, fizik gibi alanlarda eğitim verildi. İnsanların sağlığına önem veren Türkiye Selçukluları bu amaçla darüşşifalar (hastaneler) inşa ettiler. Bu darüşşifalarda din ve ırk ayrımı gözetmeksizin herkesin faydalanması sağlandı. Bu darüşşifalarda tıp eğitimi de verdirilerek birçok tabip (doktor) yetişmesini sağladılar. Bu amaçla 1205’te Kayseri’de Türkiye Selçukluları Dönemi’nde yaptırılan en önemli darüşşifa, “Gevher Nesibe Darüşşifası”dır. Türkiye Selçuklularının ilk tıp okulu olması açısından büyük bir öneme sahip olan bu darüşşifa 19. Yüzyıla kadar eğitim faaliyetlerini sürdürmüştür.



KÜLTÜREL HAYAT
13. yüzyıl başlarında Konya’da Mevlana Celalledin-i Rumi Allah ve insan sevgisini işleyen şiirler yazdı. Yine Muhiyiddin Arabi, Sadrettin Konevi ile Necmeddin Razi tasavvuf alanında önemli çalışmalarda bulundular. Yunus Emre Türkçe Tasavvufi şiirler yazdı. Dönemin ünlü tarihçilerinden İbn-i Bibi ise yazdığı eserlerle hükümdarlar ve devlet yönetimi hakkında önemli bilgiler verdi.

Türkiye Selçukluları, Anadolu topraklarında birçok mimari eser yaptılar. 12. Yüzyıl ortalarında Sultan Mesut tarafından yapımına başlanan Konya Alaeddin Cami, Niğde’deki Alaaddin Cami, Kayseri’de yaptırılan Hunat Hatun Cami ve Külliyesi, Konya’da ki Taş Mescit, Sırçalı Mescit ve Karatay Mescidi bunlardan birkaçıdır. Bu eserlerdeki süslemeler genelde ayet ve hadisleri hat ile mermer veya taş üzerine yazma şeklindedir. Bunun dışında saray, medrese, mescit, kümbet gibi mimari yapılarda ise bitki ve hayvan motifleri kullanıldı.

Türkiye Selçuklu Dönemi’nde süsleme sanatları kabartma, minyatür, oymacılık, çinicilik oldukça gelişti. Devletin simgesi olan çift başlı kartal resmine ev ve kale duvarları, camii girişleri gibi yerlerde sıkça rastlamak mümkündü. Süsleme sanatları yanında Sivas ve Konya’da dokunan kumaş halılar Avrupa hükümdarlarına hediye olarak gönderilirdi. Müzik alanında ise Mevlevi ve Ahi ve zaviyelerinde tasavvuf müziği, dergâhlarda kopuz eşliğinde söylenen Dede Korkut Hikâyeleri, sultanlar için belli günlerde sarayda çalınan bandolar vardı.

 
Last edited by a moderator:
Top